2 Ağustos 2011 Salı

Galatasaray - Liverpool : 3-0 - Bir umudun doğuşu



Türk futbolu müthiş bir kaosun içinde sürüklenirken, tüm bu şamatanın uzağında – en azından şu ana kadar - kalmak Galatasaray adına müthiş bir şans oldu. Şikenin, teşvik primlerinin, tutuklu/tutuksuz yargılama kararlarının, spor hukukunun, mahkemelerin, savcıların, Faik’lerin, Lube’lerin, Baransu’ların gündeminden bıkmış halde ancak çokca Futbol Federasyonu yalpalamaları eşliğinde takım hazırlıklarını sürdürüyor. Tabi tüm bu iddiaların; tam da basının ve tüm taraftarların transfer, kulüp içi huzursuzluk konularına Galatasaray özelinde eğilmek üzereyken patlaması derin bir nefes aldırdı başta Ünal Aysal ve Fatih Terim’e. Dikkatler tamamen başka yöne döndü, haliyle Galatasaray cephesinde de herkes işine.

İlk yurtdışı hazırlık kampından sonra bazı futbolcular ikinci kampa götürülmedi. Bu karar için bir tek Pino hakkında soru işaretleri oluşsa da (genel için konuşuyorum) olumlu yorumlar yapıldı. İkinci kamp döneminde ise İnter ile yapılan hazırlık maçı 0-0 bitmesine rağmen oynanan oyun itibariyle taraftar çok mutlu ayrıldılar maç sonunda. Ben o maçı izleyemedim maalesef.

Takımın Türkiye’ye dönüşünde Liverpool maçını beklemeye başladık haliyle bu kadar umut veren oyundan sonra. Futbolu özledik, sarı-kırmızı’yı özledik, arma’yı özledik, Ali Sami Yen’i özledik, dostları özledik, Nevizade’yi özledik.

Maç günü akşamı zor ettik. Saat 18 gibi Nevizade’de Aslanım’a, Galatasaray sözlük zirvesine zor attık kendimizi. Uzun bir aradan sonra, kabus gibi günler gitmiş; aynı yüzleri bu sefer içten içe ümitli görmek, neşemize neşe kattı elbet. Geneli şike odaklı olmak üzere 2 saat boyunca; Nevizade’de, İstiklal Cadde’si boyunca, Metro’da tezahüratlar birbirini kovaladı. Stada vardığımızda ise izdihamdan nefessiz kaldık. Bu konuya sonra geliriz. Çünkü bu stada geliş gidişler artık çileden beter bir şey olmaya başladı.


Stada ancak maç başlarken girdik. Taraftar hazırdı, stad hazırdı. Özlemişiz be arkadaş. Herkes ayakta; ama kafada inceden sorular acaba takım nasıl oynayacak? Fatih Terim hazır mı? Farklı bir heyecan var tabi herkeste. Fatih Terim geri dönmüş, Selçuk İnan, Felipe Melo, Ujfalusi sahada; Elmander, Ceyhun merak konusu. Kalede Aykut, Ujfa sağ bekte, tandemde Servet ve Zan, Hakan Balta sol bek; önlerinde Melo, onun önünde Selçuk ve Sabri; sol açıkta Baros’a yakın Arda ve sağ açıkta Kazım ile başladık maça. Takım istekli, önde basan, marke eden bir oyun anlayışıyla başladı. Topun olduğu her bölgeye ilk dakikadan itibaren baskı ve sıkı pres çok olumlu yansıdı. Ataklar Selçuk’un organizesinde güzel paslarla gelişti. Nitekim ilk dakikalarda gelen Baros’un golüyle 1-0 öne geçtik. Hiç konuşmayı bilmem, beceremem de ama adettendir rakamlardan konuşmak. Oyun dizilişi bakımından 4-3-3 gibi görünse de; ağırlıklı olarak 4-1-2-2-1; zaman zaman 4-1-4-1, hatta 4-1-2-3 gibi dizilişler uygulandı. Bu maç itibariyle Fatih Terim’in daha önce açıkladığı gibi rakamlara takılmamız gerektiğini gördük. Oyun felsefesi açısından defansta 90 dakikaya yayılacak en ileri uçtan başlayacak pres ve baskı; ofansta ise hızlı, paslı oyunu tercih edeceğimiz; yani klasik Fatih Terim felsefesini benimseyeceğimiz göründü. Özellikle bu felsefede; Liverpool maçı özelinde Selçuk ve Melo’nun görevi çok önemli bir yer tutarken; Sabri’nin bulunduğu sağ iç diye tanımlayabileceğimiz bölgede görev alacak oyuncu hayati önem taşıyacağı çok net anlaşıldı. Sabri zaten yapısı itibariyle deli fişek gibi. Bu maçtada bu yüzden rakibi çok bozdu. Enerjisine girmeyelim bile. Selçuk’un uzun ve isabetli ters pasları kanatların bindirmeleri açısından kilit ofansif alternatifler açacağını gördük. Tabi bu durumda beklerden de ileri çıkışlarda yararlanmamız gerekiyor. Ujfa bu maç itibariyle iyiydi ancak stoper bölgesinde onu düşündüğümüz zaman, Sabri’yi bek olarak yazdığımızda Kazım ile uyumuna daha çok dikkat etmemiz gerekecek. Hazır dün muhabbeti dönmüşken burada da kulağını çınlatalım; sağ açıkta bir Keita olsa çok fena olurdu sanki. Neyse konumuza dönersek sol bekte ise sorunumuz hala çok büyük. Hakan Balta maalesef  2008 performansından çok uzak. Bu bölgeye kesinlikle hakkını verecek bir transfer şart görünüyor.


Felipe Melo ise ben dahil herkes tarafından çok beğenildi. Geldiğinde Lorik Cana ile karşılaştırıldı ancak Melo’da Cana’dan çok daha fazlası var. Tatlı sertten daha sert, daha güven verici, isabetli pasları, en önemlisi daha 3 gün olmuşken takıma katılalı, Selçuk’la uyumu maşallah dedirtti. Captano maçta defans için önündeki adamlara güveniyorlar, farkındaysanız çok daha kendilerine güvenli oynuyorlar şeklinde bir yorum yaptı, ki bana göre de yüzde yüz doğru bir yorum. Bu bölgede Melo’nun yedeği Ceyhun ve Ayhan olur bana göre. Kağıt üzerinde bu sezon için yeterli görünüyor. Ayhan reyizdir bu arada demeden geçmeyeyim. 

Stoperde Hakan Balta(sol bek transferi söz konusu olursa rahatça yazabiliriz), Servet, Gökhan Zan, Semih, Ujfalusi, Ceyhun’u kullanabiliyoruz. Burada Ceyhun’u, Semih’i direk yedek olarak düşünebiliriz. Gönlüm defans dörtlüsünün yeni solbek (alınırsa) – Hakan Balta – Servet – Ujfa şeklinde oluşmasından yana ancak; çok muhtemel yeni solbek (alınırsa)-Servet-Ujfa-Sabri şeklinde kurulacağını düşünüyorum. Önlerinde Melo, Selçuk ve yeni transfer ( burası için Lucho tarzı bir adam, ya da çok daha farklı bir tarz arshavin bile olabilir), daha önde Arda, Kazım, Baros, Elmander diye gider. Kalede ise Ufuk ya da Aykut gidecek deniyor, umarım giden Aykut olur. Hemen ekleyeyim Muslera’ya çok güvendim herkes gibi, umarım hayırlı olur.


Maç ile ilgili en önemli şeylerden birinin takımın takım olma yolunda hızla ilerlediği ve kaybettiği özgüveni tekrar kazanmaya başlamış olması bana göre. Üzerimizdeki ölü toprağı kısacık zamanda kalkmış görünüyor ki, bunun en büyük payı başta Fatih Terim olmak üzere Davala, Hasan Şaş ve Taffarel’indir. Sahada mücadele de artmış durumda. Hagi’nin takımı da savaşıyordu ancak ofansta topu tutamıyorduk, orta sahamız maalesef uygun olmayan oyunculardan kurulu olduğundan başarısızdık. Sadece Selçuk ve Melo transferi bile ortasahamızı ve takımın genel durumunu iki gömlek üste çıkarmış. Ayrıca takımın mücadele gücünün artması, oyun felsefesinin tam saha pres olarak uygulanmaya çalışılması sonucunda 85. Dakikada Elmander’in müthiş golüne tanıklık ettik. Elmander de çok iyi kumaşı olan, Türkiye ligleri için uygun olacak bir futbolcu ancak takım içinde nasıl bir pozisyonda yer alacağını görmemiz için biraz daha beklememiz gerekecek gibi.  Yalnız Elmander’in golünde Fatih Terim’in voleye beraber kalkmasına ne diyeceğiz?


Rakibimiz Liverpool’un 2. Ya da 3. Takımı olduğunu bir köşeye not ederek takımın iyi yolda olduğunu söyleyebiliriz. Klişe olacak ama evet; özlediğimiz tarzda savaşçı, topu isteyen, kontrol eden, oyunu yönlendiren ve tüm bunların sonunda kazanan takım çok yakında sahalarda olacak. Liglerin ertelenmesi ise bu yüzden bizim için paha biçilmez. Güvenmek ve arkamıza yaslanmak şimdi bize kalan. 


Gelelim stad giriş ve çıkış meselesine. Bir Allah kuruşu paramız geçmeyen bu stada gitmek ve dönmek neden bu kadar zorlaştırılıyor. Acilen 2-3 adet alt ya da üst geçiş yapılarak sanayi mahallesine yaya ulaşımı sağlanarak taraftar dağıtılmalı. Zira 2 koridordan ve 5 dk’da 2000 taraftarı sevk etme kapasitesiyle metro bu işi göremiyor, göremez de. Stadın, kuzey tarafına, Ayazağa tarafına bakan kısmına büyük bir otopark acilen yapılmalı. Aksi takdirde ya Tem’de bir kaza olacak ya da metro’da bir izdiham çıkacak. Acilen hem de her şeyden acil olarak yönetim bu konuda gerekli mercilere başvuru yaparak sorunu çözümlemeli. 


Sarı kırmızıyı, parçalıyı, Nevizade gecelerini özlemişiz; kazanmayı, top oynamayı. Daha güzel günler göreceğiz inşallah. 

Goller : Milan Baros dk 7 ve 39; Elmander dk 84

fotoğraflar galatasaray.org'tan ve sevgili arkadaşım Murat Kartal'dan alınmıştır.  

1 yorum:

Adsız dedi ki...

Ellerine sağlık Emre abi, güzel tespitler olmuş.