10 Ağustos 2011 Çarşamba

Sen Sahadaki Biz



Konuya çok ters bir yerden gireceğim. Temmuz 2008’de bir zamanlar Galatasaray’ın elinde yetiştirip büyüttüğü göz bebeği Emre Belözoğlu Fenerbahçe’ye transfer oldu. Özellikle Prekazi’li, Uğur’lu, Tanju’lu, Cüneyt’li takımla Galatasaraylı olmuş benim neslimin yaşıtı olan Emre’nin Fenerbahçe’ye gidişi yazık ki Tanju’nun gidişinden sonra en çok travma yaratan transfer oldu Galatasaraylıların gözünde. Bu söylediğim tamamıyla bizim nesil ve bizden küçükler için geçerli olduğunu düşünüyorum. Tabi bundan önce hatırlanması gereken bir diğer konu da Emre Belözoğlu’nun ve Okan Buruk’un 2001 sezonu sonunda olaylı Inter transferi. Kendi çocuğumuz Emre, maalesef bize iki büyük darbe vurmuştu.

Hagi’nin futbolu bırakması, sonrasında Bülent Korkmaz’ın, Arif Erdem’in, Suat Kaya’nın, Hakan Şükür’ün ayrılmaları dahi (neredeyse) doğal yollardan olmasına rağmen, Emre’nin özellikle Fenerbahçe’ye transferi maalesef kaldırılamadı taraftar tarafından.

12 yaşında Galatasaray alt yapısına katılan Arda Turan ise yine bir efsanemiz Hagi tarafından ilk kez A takıma çıkarıldı. Ancak tecrübe kazanması için Ersun Yanal yönetimindeki Manisaspor’a kiralandı. 2006-2007 sezonunda Eric Gerets’in başındaki takımla çıktığımız Mleda Boleslav maçı ise hepimize nur topu gibi bir yıldızcık armağan etti. O maç dün gibi aklımdadır, ki ben hiçbir maçı aklımda tutamam. Ancak bu 19 yaşındaki çocuk sahada harikalar yaratıyordu. Kendine olan özgüveni, kanatta akıcılığı, defanstaki kesici doğru hamleleri net büyülemişti. Futbol aşığı rahmetli dedem 80 yaşında heyecanlanmış (kendisi Beşiktaşlıydı), Allah bu çocuğa akıl versin, nazardan korusun demişti. Sonrasında kimseyi yanıltmadı Arda. O övüle övüle bitirelemeyen 87 jenerasyonunda koşarak kendine en tepede yer edindi. 2007-2008 sezonu şampiyonluğunda büyük emek verdi. Şampiyonluğu söke söke aldığımız son 6 haftaya girilirken özellikle deplasmandaki Sivasspor’a 3 gol atarak elinden geleni esirgemedi. Hatta o bilindik çamura batmış formasıyla olan fotoğrafı şampiyonluğun simgelerinden biri oldu. Skibbe döneminde Baros, Lincoln, Kewell ile birlikte inanılmaz uyum sağlamıştı, ancak perde arkasında yaşanan olaylar sonrasında Lincoln’un takımdan ayrıldı. 2009-2010 sezonu yaz kampında Adnan Polat yönetimi, Arda istememesine rağmen (bildiğim kadarıyla), Haldun Üstünel’in katıldığı bir basın toplantısıyla “10” numaralı formayı “Metin Oktay’ın formasını veriyorum” diyerek Galatasaray Futbol takımı kaptanlığına getirilmişti. Yaşı 22 idi. Sonun başlangıcıydı. Buraya kadar kısa bir özet yapmış oldum, tekrar anlatmak istediklerime döneyim.


Arda’nın beni büyüleyen tek özelliği o yaşıma kadar gördüğüm futbol oynamaktan en fazla zevk alan futbolcu olmasıydı belki de. Sahada Arda, mahalle maçına çıkıyormuşçasına oynuyor; ve bu işe ilk kez bir futbolcu belki de gerçekten oyun gibi bakıyordu. Takım ısınmaya çıktığında, antremanlarda, basının yansıttığı kadarıyla egolarından arınmış, hatta hiç ego sahibi olmamış bir şekilde iş ciddiyetinden ödün vermeden ve mümkün oldukça Hakan Şükür ve Alpay Özalan şakalarından uzak espriler yapıyor; taklitler yapıyor, gülüyor, eğleniyor ve eğlendiriyordu. Uzun zamandır futbol dünyamızda görmediğimiz kadar rahat, içinden geldiği gibi yaşayan ve bizden biriydi Arda. Ulaşılmaz suratlara benzemiyordu alışageldiğimiz. Gidip rahatça formasını alabileceğimiz, koçum gel iki şut çekelim diyebileceğimiz bir görüntüye sahipti. Esnafa, semte yakın, ağzından annesini, ağabeylerini düşürmez saygılı, efendi, şeker bir çocuktu.

Tam bu günlerde Galatasaray taraftarı olarak tutunacağımız ve peşinden koşarak gideceğimiz bir kahraman arıyorduk. Kimine göre Hagi’ydi, kimine göre en çok kupa kazanmış futbolcumuz büyük kaptan Bülent’ti; Efendi adam güzel Galatasaraylı Tugay’dı, Kral Hakan Şükür’dü ama çokca Metin Oktay’dı. Metin Oktay’ı anlatmaya gerek yok, yaşayanlardan olmak gerekti; geç geldik dünyaya. Güzel ahlak timsali, Galatasaray için evliliğini bitirecek kadar arma aşığı ve bu aşkıyla önünde hiçbir engel tanımayan büyük Metin Oktay’ı arayıp koyduk Arda Turan’ın ruhuna. Sen dedik Sipsi; Sahadaki biz.


Hayatınızda hiç kimseyi istediğiniz şekle sokamazsınız. Çocuğunuz olur, ona bazı şeyleri öğretebilirsiniz ancak hayat onundur ve bu hayatı yaşarken öğrendiklerini nasıl uygulayacağını kendisi karar verir. Size uyar ya da uymaz. Onun doğrusu budur. Biz, Galatasaray taraftarı olarak Arda Turan’a olmadığı, belki de olmak istemediği bir rol biçtik. Hep bizimle olsun, 12 yaşında girdiği Florya’nın kapısından, 40 yaşında çıksın istedik. Bu arada kupalar kazansın, kazandırsın, gelebileceği en yüksek yere ulaşsın istedik. Küçük Metin dedik daha ne olsun. Üstelik bunları bu kadar olmasa da, daha önceleri yapsın istediğimiz Emre bize bu kadar ihanet etmişken Arda tüm bunlardan uzak olsun, ne bize ne kendine zeval getirmesin istedik. Çok şey mi istedik?

Evet çok şey istedik. Arda Turan bir insan. İstekleri, hırsları, hayatta amaçları olan yaptığı işte başarılı bir adam. Ancak tüm bunlara sahipken Arda’nın tek derdi kendi kendine kalmaktı belki de. Kız arkadaşıyla takılmak, arkadaşlarıyla eğlenmek onun hakkıydı. 10 numaraya gerek yoktu ki, 66 yeterdi ona. Erkenden çöktük Arda’nın üzerine. Biz çöktük, Adnan Polat yönetimi çöktü, basın çöktü. Topunu oynaması gerekirken ve yeterince gelişememişken kaptan dedik. Yetmedi büyük kaptan dedik. Bu çocuk Galatasaraylı, benden daha fazla hem de. Benden iyi biliyor “kaptan” ne demek. Ezildi çocuk. Suratı düştü, gülmüyor dedik. Sakalı uzadı, küstü dedik. Sakatlandı dedik, oynamıyor dedik. İyi de oynamaması için el birliğiyle her şeyi yaptık. Adam genç yaşında milyonlar kazanıyor, kız arkadaşına sinema kapatmış tezahüratlar besteledik. Ve Arda’yı kısa zamanda kaybettik.

Tabi her şey de bizim yüzümüzden olmadı. Arda klasik hatayı en dibinde yaptı. Aslında şu anda bile yönlendirmeye, kafamızda belirlediğimiz yere oturtmaya çalışıyoruz ama yanlış arkadaşlıklar kurdu. Bunu inadına kameralar önünde bağıra bağıra yaşadı. Suçlayamayız zira adam içinden geldiği gibi yaşadı. Emre, Acun ılıcalı dostlukları; futbolcu vampiri Ahmet Bulut’un menajerliği hatta Sinem Kobal ile olan ilişkisi çok battı. Perde arkasında duyduğumuz hep Emre’nin aslında Arda’ya iyi bir dost olduğu ama kimsenin içine sinmez ki arkadaş, ne diyeceksin.

2 sezondur, kaptan olduğundan beri maalesef Galatasaray’a gerekeni veremedi. Kaptan olarak, takım oyuncularını bir arada tutamadı. Zor günlerde, büyük futbolcuların göstereceği direnişi gösteremedi. Ali Sami yen Arena’ya takım ilk kez adım atarken en önde olması gereken adam takım otobüsüyle değil özel minibüsüyle gitti. Bir kaptan, daha ötesi Galatasaraylı sahada olmasa da arkadaşlarına saha dışında elinden geleni yapması gerekirken, üstüne küstü. Takım düşme hattından kurtulduğu sezonun sonunda, diriltmek en çok onun borcuyken bir Avrupa türküsü tutturdu. Sonrasında Fatih Terim geldiğinde “hocam istediği için kalacağım” gibi talihsiz bir açıklama yapsa da ümitlenmiştik. Ancak bugün amacına ulaştı ve gitti bizim Küçük Metin. Unuttuğu bir şey vardı Arda’nın; önce vereceksin ki alasın.

24 yaşında, Türkiye’nin mevcut oynayan futbolcuları içerisinde en yeteneklisi tabi ki yurt dışında gidecek. Ancak bu gidiş buruk. İlk önce zamansız. Fatih Terim gibi bir adam gelmişken takımın başına, en büyük rakiplerinin durumu ortadayken ve en önemlisi takım çok doğru yolda ilerlerken kaptanlık bırakılmazdı. Bunun dışında Ağustos ayının 9’u olmuşken zaman ve liglerin başlamasına 1 ay kalmışsa takım oyununu, futbolcu stratejilerini oluşturmuşken terk edip gidilmezdi. Yapılan anlaşma Galatasaray açısından maddi olarak olumlu görünse de şu noktada daha fazla soru işaretleri ve karın ağrısı mevcut şimdi.

Kısa vadede soru işaretlerimizi cevaplandırabildiğimiz derecede gönlümüz rahatlayacak şu transferde. Önce Culio’nun gidişi, arkasından Arda’nın gidişi çok büyük darbedir takıma. Sol kanadı hele de bekinde Hakan Balta varken nasıl şekillendireceğiz, uygun maliyetli Arda’nın performansına yaklaşabilecek bir Türk futbolcu bulabilecek miyiz ya da burada bir yabancı futbolcu mu oynatmalıyız? Yabancı kontenjanı elimizi kolumuzu bağlarken, kadroda bulunan Yekta’dan ne kadar faydalanabiliriz? Sol kanadın dışında zaten orta sahanın ön bölümünde hali hazırda yaratıcı futbolcu sıkıntısı çekerken şimdi bu eksikliği nasıl gidereceğiz? Tüm bu sorular ve daha fazlası hepimizin kafasını kurcalıyor. İlk günün şokuyla ya da burukluğuyla bu sorulara sonra bakayım diyorum.

Tüm gün Arda’ya taraftarın twitter semalarından kin kusması ise apayrı bir sorunsal. Maalesef çoğunun kafasında Emre ihanetinin bilinçaltında oluşturduğu korku ya da aldatılma hissi var. Dertleri ya Arda da dönüşte çubuklu giyerse sorusu. Yazık ki kulüpte böyle bir kaygı taşıyor ki, sözleşmesinde Türkiye’de Galatasaray’dan başka takımda forma giyemez maddesi eklenmiş. Yakışır mı her yerde bangır bangır ben Galatasaraylıyım diye dolaşan küçük Metin’e? Bunu zaman gösterecek, o kadar kendimize dert etmemiz gerekmiyor. Çubukluyu giyerse o zaman konuşuruz. Sevgili kardeşim Onur’un (aka feanor / GS Sözlük) dediği gibi Arda takımdayken kesinlikle en iyi futbolcusu ancak gideceğim diyorsa da gitsin. Üzülmüyorum, aksine sevinmediğim için üzülüyorum bu gidişe. Elbette bir gün geri döneceksin buralara, ama sen dönene kadar galiba bir şeyler hep eksik kalacak. Umarım 66’ya döner gittiği yerde ve gururlandırır bizi. Yolun açık olsun Koca Kafa!

Hiç yorum yok: