1996 yazında İngiltere’de yapılan Avrupa Şampiyonası öncesinde bir ülke futbolu adına bir devrim yapıldı olağanca patırtı ve gürültü eşliğinde. Bir ülke yıllar süren aşağılık kompleksine inat, tek yürek tek yumruk birleşmiş şekilde bir grup adamın peşine düşmüştü. “Onurlu mağlubiyetlerin”, “yenildik ama ezilmedik” günlerinin sonu geliyor gibiydi. Tarihinde ilk kez makus talihine ve üzerine biçilen role inat bir başkaldırı yapıyordu koca ülke. Bu başkaldırının komutanı Fatih Terim’den bir başkası değildi.
1991 yılında Akdeniz oyunlarında ikinciliği, 1993 yılında ise şampiyonluk alınırken Türk futboluna çağ atlatacak nesili yakalamıştı imparator. Aynı nesil ile Türk futboluna çağ atlatan Avrupa şampiyonluğunu yıllar sonra 2000 yılında Galatasaray başında iken Uefa kupasını kazanarak yaşattı. Herkesin konuştuğu motive etme yetisi yanında; teknik direktörlüğü boyunca vazgeçmediği oyun alanı merkezinin “topun bulunduğu yer” kabuluyle ön bölgede en uçtan itibaren başlayan yoğun pres, “en iyi defansın hücum etmek” ve “topun bizde kalması” felsefesinden vazgeçmemesi başarısının anahtarı oldu.
Fatih Terim’in bir dönem Milan teknik direktörlüğüne kadar gelmesi ancak sonrasında yaşadığı düşüş kariyerine bir sekte vurdu. Bunda 2. Kez geldiği Galatasaray’da geçirdiği dönem çok büyük etkendi. Daha sonra başına tekrar geçtiği milli takımı 2008 Avrupa şampiyonasında 3. oldu. Ancak 2010 dünya kupasına katılamamış olunması bu görevden ayrılmasına sebebiyet verdi.
Fatih Terim kariyeri ve oynattığı futbol açısından sadece Galatasaray’ın değil Türk futbolunun da hedef çıtasının yükselmesine sebebiyet vermiştir. Bugün Avrupa kupalarında 2. Tur ötesini göremeyen bir milletin Avrupa şampiyonluklarının rahatça hedef koyabilmesinin sebebi başında olduğu ekibin yaşattığı başarılardır. Tabii ki bu başarılar onu eleştirmemeyi getirmez ancak sınırı ve haddi olmalıdır. İnsanların eleştirilerinin birleştiği ortak nokta; Fatih Terim’in egosunun mahkumu, öğrenmeye kapalı ve değiştirilemez, inatçı, dediği dedik yani diktatör yapısıdır. Fatih Terim’i takımın başına getirmesiyle Ünal Aysal yönetiminin vizyonunu bu noktada eleştirenler Galatasaray’ın içinde bulunduğu durumdan bihaber olanlardır benim gözümde. Özgüveni diplere vurmuş, takım olmayı bırak arkadaşlığı bile kuramamış, bölünmüş ve dağınık, aynı futbol dilini konuşmayan, disiplinin ve otoritenin, kontrolün yerinde rüzgarlar esen futbolcu topluluğunun oluşturduğu Florya’nın toplanabilmesi için; her yandan ve her yönden hakkının savunulamadığı, futbolcuları hakkında ithamların rahatça yer aldığı basına karşı yeşil sahada da dik durabilecek ve futbolcusunun önünde kalkan olabilecek, futbolcuların unuttuğu şahsiyetli mücadeleyi yeniden başlatabilecek, ülke futbolunu ve dinamiklerini iyi tanıyan, en başta Galatasaraylı, tüm camianın – yeni nesil bir kısım FM düşkünü, Avrupa futbolunun elit klavye başı hayranları dışında – üzerinde birleştiği başka bir isim düşünülemezdi.
Peki Fatih Terim neden sezon ortasında Fenerbahçe deplasmanı öncesinde göreve gelmedi? Neden o zaman konu Galatasaray iken gerisi teferruat değildi? Çünkü o dönem oluşturulan ortam Adnan Polat’ın klasik efsanelerin isimlerini kullanarak, tıpkı Skibbe gönderildiğinde Bülent kaptan’ında harcandığı gibi bir gaz alma operasyonuydu. Fatih Terim’in istediği ortam sunulmadı, futbol şubesi yine Adnan Sezgin ve Murat Yalçındağ altında hocaya emanet edilmek istendi. Fatih Terim net olarak istediği çalışma ortamının oluşturulamayacağını görerek ve bu ortam altında istediklerini yapamayacağını bilerek ve belirterek bu görevi almadı. O dönem her ne kadar – eksik bilgimle – kızsam da kendisine şu anda hak veriyorum. Zira eğer görevi alsaydı Galatasaray büyük ihtimal daha yeni yeni toparlanmaya başlıyor olurdu ve muhtemelen basın ve taraftar şu anda Fatih hocanın üzerindeydi. Bu sezon sonunda yeni bir takım için oluşturulacak güveni ve cesareti kırmanın yanı sıra camianın birlikteliği yine sağlanamamış olacaktı. Bu süreçte Adnan sezgin ile yaşayabileceği potansiyel konular ise ekstrası. Tam bu nokta da o gün görevi alan Gheorghe Hagi’nin bir kere daha deli cesaretli bir kahraman olarak elini taşın altına koyduğu için bir Galatasaray taraftarı olarak teşekkür ediyorum.
İlk Fatih Terim döneminde ortaya çıkan amiyane tabirle yeniçeri ocağının; yoldan çıkması futbol takımının mevcut durumunun en büyük sebeplerinden biri olarak gösteriliyor. Fatih Terim, verdiği demeçlerin birinde söylediği; “eskiden genel çalışma ortamı oluşturup en son takıma konsantre olurdum ama şimdi her şeyi tersten yapıyorum, bu sefer ilk olarak takımdan başlıyoruz” cümlesi, Küçüğün köşesinde bahsettiği toplantıda hocanın geçmişin tersine öğrenmeye ve yeni bilgiye ve tavsiyelere açık tavrı, görüntülerde ve ses tonundaki heyecan benim gibi bir çok Galatasaray taraftarını ümitlendiriyor. İmparatorun yukarda bahsettiğim oyun kurgusunu oluşturmak adına kondisyonu çok iyi, yardımlaşmanın en üst sevide olduğu, mücadelenin en iyisini verecek, topun bizde kalması adına iyi bir pas trafiği oluşturacak bir takım oluşturacağı aşikar. Ve Florya’da eskisi gibi arasında eşlerin ve çocuklarında olduğu bir aile ortamı çok yakında kurulur. Türk futbolcuyla yabancılar ortak saygı, disiplin ve otorite altında buluşup ortak bir amaç uğrunda bir arada futbola odaklanacaklardır. Bu da birlikteliği ve dostluğu, takımdaşlığı getirecektir.
Sahada mücadele eden futbolcularından önce ekibiyle birlikte maçı defalarca kafasında oynayan, maç anında futbolcularından fazla mücadele eden, adeta saha kenarında maçı yaşayan Fatih Terim’in Galatasaray’da her zaman ve hiç kimsenin sahip olmadığı kadar kredisi vardır. Tüm taraftarlar olarak görevimiz onu kötü niyet beslemeden eleştirmek, başarısızlık durumlarında saldırmamaktır. Üzgünüm ama aradığınız futbol devrimi vs daha sonraki zamanlarda tekrar denenecektir. Öncelik elimizdeki futbolcu kalitesinin iyileştirilmesi, hatırlanması gereken Galatasaray büyüklüğünün hatırlatılması, ve unutulmaması gereken artık ayağa kalkmamız gerektiğidir. Zaman küçük düşünme zamanıdır. Yazının başlığı “revolution” devrim anlamından öte, Fatih hoca’nın 3.gelişine dem vurma. Ama bu geliş, başka. Hayırlı olsun!

Hiç yorum yok:
Yorum Gönder